|
BEN
AŞKIMI BEKLERKEN

Genç kız her gün olduğu gibi o günde yolunda
giderken düşünceliydi. Zaten uzun zamandır bu
halinden kurtulamamıştı. Düşüncelerinde hep onun
gözleri vardı aklında onun gülüşü ve konuştukları
her kelime tekrar tekrar çınlıyordu. Gözleri baktığı
her kişiyi o diye görüyordu yani aklı oyun oynuyordu
hiç oynamadığı kadar. Yürürken sadece yaşamak için
yaşadığını fark etti. Onsuz geçen her günü onu daha
da karamsar yapıyordu, daha çok ızdırap veriyordu,
acı çekiyordu. İnsanları, yaşamayı, mutluluğu,
gülmeyi hep onunla özdeştirip sadece onunla var
olduğunu düşünüyordu. O gün yine her zamanki gibi
köprünün üstünden geçiyordu. ?Ah bir dili olsa da
konuşsa? acıyla yürüdüğü her adımda içindekileri
anlatabilseydi.
Kalbinde acıdan başka bir şeyi olmayan bu genç kızın
hüzünlerini anlatabilseydi. Her adımda nasıl ağır
ağır yürümek bile içinden gelmeden nasılda zorla
yürüdüğünü. Bir zamanlar sevdiği bir insan olduğunu
onun yanında mutluluktan havalara uçarak
yürümelerini, onun gözlerinde bir cenneti var
ettiğini, her kelimesinde bir çocuğun konuşması gibi
heyecan ve coşkuyu yakalamasını, büyük bir aşkla ona
sarılmasını...
Şimdi ise o firari sevgilinin yasını tutuyordu kalbi,
daha ne kadar dayanabileceğini bilmeden. Rüzgar
saçlarını okşarcasına ılık ılık esiyordu. Saçları
çok güzeldi uzundu, rüzgarda dağılıyordu. Gözleri
dünyanın en hüzünlü gözlerini taşıyordu, sanki her
an bir yağmur tanesi düşecekmiş gibi bakışları
manasızdı. Sadece yaşamak için yaşıyordu. Kendi
kendine hep sorguluyordu hayatı. Neden doğdum? Neden
ben varım? Neden onu sevdim? diye. Keşkeler aklının
her köşesinde uçuşuyordu. Keşke doğmasaydım, keşke
var olmasaydım, keşke hiç aşık olmasaydım...
Bazen denize bakardı köprünün üstünden, deniz ona
huzur veriyordu. O engin mavilik büyük bir yalnızlık
ve özgürlüktü onun için. Denizin güzelliği başka
hiçbir güzelliğe benzemiyordu. Geceleri de ayın
denize vurduğu yakamozları görüp aşkını hatırlardı.
Tıpkı bizim gibi ! tıpkı bizim gibi kavuşamayan iki
aşık misali diye düşünürdü. Kavuşamayan iki aşığa
benzetirdi onları da. El ele yürüyen iki aşık görse
kalbindeki ateşin bedenini yaktığını hisseder,
içinden büyük bir ah geçirirdi. Hiçbir şey elinde
değildi artık.
Oysa eskiden öylemiydi? Hayatı sever, insanları,
yaşamayı, kendini kısacası her şeyi severdi. Aynaya
baktığı zaman gözleriyle göz göze gelmek istemezdi.
Çünkü kendi gözlerinde bile onu gördüğünü düşünürdü.
Sır doluydu bakışları, acı dolu, umutsuzluk ve özlem
dolu. Televizyondaki veya radyodaki bütün hüzünlü
şarkılar sanki onun için yazılmıştı. Onları
dinlerken hem acı çekiyor hem de bu acıdan değişik
bir haz duyuyordu. Gönüllüydü sanki bunları yaşarken.
Bir yerde güzel bir yazı bulduğunda hem ağlar hem de
sonuna kadar okurdu. Artık kimse ile konuşmuyor,
sadece okuyordu. Çok şey öğrenmişti o gittiğinden
beri. Kendini avutmak için anlamlı veya anlamsız her
şeyi okuyup dinler olmuştu, ama büyük bir
sessizlikle. Sağır ve dilsiz gibi sadece yaşayarak.
Içinden gelmiyordu biriyle konuşmak, içinden
gelmiyordu mutluluk hakkında konuşmak...
Onu düşündüğü zamanlar dayanılmaz acılar çekiyordu.
Onu unutmam lazım ne olursa olsun onu unutmam lazım
diye geçiriyordu aklından. Onun sevmediğim yönlerini,
beni nasıl kırdığını , onun yüzünden hayatımın
dayanılmaz olduğunu düşünürsem belki onu unuturum
diyordu... Ama ne var ki ne zaman onu düşünse onun
hakkında tek bir kötü şey gelmiyordu aklına. Hep
güzel geliyordu halâ güzel hayali. Küçücük bir evi
vardı. Gecekondu sayılacak kadar küçük ama içinde
huzur olan bir ev. Evin bir köşesinde duran sehpanın
üstündeki balıkları en çok sevdiği bölümdü onun için.
O balıklara gözü gibi bakardı önceleri. Şimdi ise
bakımsızlıktan tek tek ölmüşlerdi. Yani onlarda
bırakmıştı o yalnızlığında büsbütün. Evde kalabalık
olmayacak kadar az kişi vardı. Bir annesi, bir
babası, bir de küçük kardeşi. Onlar bile teselli
olamıyordu yaşadıklarına. Aşk hem çok güzel bir o
kadar da acı geliyordu ona. Ama yaşadıkları ona
yetiyordu, hayaller kuruyordu. Belki bir gün, belki
bir gün diyerek...
Yine her sabah olduğu gibi işe gitti, çıkışta o
köprünün üzerindeydi ama bugün farklı olan bir şey
vardı onun için kendini uzun zamandır hiç bu kadar
huzurlu hissetmemişti. Bir karar vermişti artık,
belki iyi belki kötü. O güzel saçları rüzgarda
savrulurken sanki her şeye son kez bakar gibi
özlemle bakıyordu. Bugün yürümüyordu o köprüde.
Sadece durmuş denize bakıyordu, o çok sevdiği denize.
Umutlarını, özlemlerini, hayallerini düşünerek. ..
Kalabalık bir grup insan başına toplanmıştı genç
kızın. Yarım yamalak aralayabildiği gözleriyle hayal
görüyorum sandı. Vah zavallı kız, neden yaptı? acaba,
kim bilir ne derdi vardı? diyen kalabalığın sesleri
yavaş yavaş uzaklaşıyordu kendinden. Sonunda o çok
sevdiği denize, özgürlüğüne kavuşmuştu...
Selma Kırbız
  
|